Pazartesi

Aşk’tan Yananlar

Kimilerini yandı, öldü zannederiz de çok yanılırız aslında.  Kuran’da da der ya, “Hak yolunda ölenleri siz ölü sanırsınız, onlar için ölü demeyin. Onlar diridirler, fakat siz farkında olmazsınız.” Onlar ölmediler, hayır onlar ateşten yanmadılar!  Onlar Aşktan, “aşk” uğruna yandılar.
heart-on-fire

Şeytan, aziz olarak tarihe geçti…

Dünyada her daim düşük bilincin yarattığı kaos var olmuştur. Bazı uğursuz zamanlarda düşük bilinçlerin yarattığı kaos çoğalır; bilgeleri, bilgelikleri ve aşk ile Hak yolunda yürüyenleri, cahillik kılıcıyla katletmeye çalışırlar. Lakin onlar zaten kendi bedenlerini ve ruhlarını aşk ile Hak yoluna adamışlardır, ne kılıç keser onları ne de ateş yakar… Onların fikirleri, bilgelikleri, ruhaniyetleri ve en önemlisi gölgeleri geleceğe taşınır, yavaşça çoğalır, onların bedenlerini feda ederek ektikleri tohumlar aydınlık zihinlerde filizlenir.
İskenderiye’de dörtyüzlü yıllarda Afrodit’i kıskandıracak kadar güzel, lakin bir o kadar da zeki bir kadın boy gösteriyordu tüm bilgeliğiyle. İskenderiyeli Hypatia. Çağındaki tüm erkekleri geçerek, çağın ötesinde bilimsel gelişmeler ve teoriler sunuyor, bilimin ışığıyla, kalbin bilgeliğini sentezliyor, doğanın ve matematiğin sırlarını aşıyordu. Lakin bir pagan olduğu ve en önemlisi çağın ötesinde bir “kadın” olduğu için, kötülüğün bataklığındaki zihinler tarafından eti kemiğinden ayrıldı ve yakıldı, ona bunu yapan ve halkı ona karşı galeyana getiren şeytan ise aziz olarak tarihe geçti.
HypatiaDokuz yüzlü yıllarda, bir bilge derviş, Hakk ile bütünleşip Ene-l Hakk (Ben Allah’ım) diyordu meydanlarda ve bilgeliğin nurunu getiriyordu halka. Lakin o döneme hâkim olan köhne bilinçler bu dervişin derisini yüzdü ve kafasını kesti.
Öte tarafta 13. Yüzyılda Tebriz’den gelmiş bir Şems, gönüllerin Mevlana’sıyla Hakk’ın aşkıyla yanıyordu ve yine köhne bilinçler Şems’i katlettiler. Bilmedikleri şey ise güneşin söndürülemeyeceğiydi. Bu yüzden Mevlana’nın gönlünü aydınlatan güneş, bu çağlara kadar halâ ışık tutmaya devam etti.
Ve daha nice erenler çeşitli yerlerde ve zamanlarda, bu kötülüğe hizmet eden cahiller tarafından katledilip, öldürüldü…

Yakılmalar zamanı…

15 ve 17. Yüzyıl, kilisenin hâkimiyeti altındaki, şeytan arayışında olan ama esasında şeytanın ta kendisi haline gelmiş olan engizisyon mahkemesi, tüm gaddarlığıyla ortaçağın karanlığına hâkimdi. Beş yüz binin üzerinde şifacı kadın ve adam, ebeler, bilge cadılar ve masum halktan insanlar, zihni daha farklı çalışan özgür ruhlar  ağır işkencelerle öldürüldü ve yakıldılar.  “Yakılmalar zamanı” olarak adlandırılan o uğursuz süreçte cadı avıyla binlerce masum zihin katledildi. Onların izleri hala günümüze yansıyor lakin bu izler peşi sıra bilgeliklerini de getiriyor.

Madımak’ta toplanan aşk yolcuları…

20. yüzyılda Madımak’ta toplanan aşk yolcuları, ilmin kapısı olan Ali’nin izini sürenler, semah ve müzik ile Hakk’ı ararken, geçmişten günümüze gelen bir grup yobaz ise şeytanı bile ağlatacak katliamı yaptılar ve herhangi bir yaptırıma tabi tutulmadılar. Ama hayır! Onlar; aşk yolcuları, yobazların ateşiyle yanmadılar; onlar aşk uğruna yandılar ve onların ateşleri bu çağı aydınlatmaya devam ediyor. Hükümet zaman aşımıyla ört pas etmeye çalışsa da, gönüllerde o ateş yanmaya devam ediyor.
Tarih boyunca her daim bilgeler, filozoflar, ozanlar, ermişler, bilge cadılar, şifacılar kısacası aşk ve hakikat yolunda yürüyen ve bilgeliği insanlığa getirenler öldürülmüş, katledilmiş, işkence görmüş ve “yakılmıştır”.  Ve bunları yapanlar mazur görülmüş, dini otoritelerin desteğiyle veya adaletin saptırılmasıyla cezalandırılmamış, hatta övülmüş ve aziz bile ilan edilmiştir.
Lakin tarih yanlışları değil gerçekleri yansıtmış ve zaman onların hakikatlerini meydana çıkarmıştır. Onlar bize, “zalimlik ve cahillik” ile “aşk ve hakikat” arasındaki mücadeleyi işaret ettiler ve onların günümüze taşınan fikirleri, bilgelikleri her daim “aşk ve hakikatin” galip geldiğini gösterdi. Onların bedenleri belki katledildi ama onlar fikirlerinin ve bilgeliklerinin geleceğe taşınacağını bildikleri için bu uğurda bedenlerinden feragat ettiler. Zaten bu uğurda kendilerini feda etmişlerdi, ne ölümden ne de işkenceden korkuyorlardı. Hangi güç bilgeliğin peşinde giden özgür bir ruhu durdurmaya yeter ki; kim onlara atılacak iftiralarla zalimliğini haklı gösterebilir? Hayır, güneş balçıkla sıvanmaz!
4782_madimak-sivas
Bu yüzden onların hakikatleri günümüze taşınmıştır, bu yüzden ölü değildirler, onlar diridirler. Onlar kalplerimizde, zihinlerimizde, tarihin sayfalarında ve en önemlisi ruhlarımızda hala diridirler.
Aşk, Hakikat ve Bilgelik yolunda katledilen, işkence gören ve yakılan tüm yolcuları, bilge ruhları anıyoruz.
YAZAR: EFE ELMAS

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder